MİLLİ VE MAHALLİ TARİH
Yıllardır tartıştığımız, son çeyrek asıra kadar ise
aklımızdan bile geçirmeye korktuğumuz bir tarih gerçekliği vardır; resmi tarih
– gerçek tarih!
Bu ikisi birbirine öylesine karışmıştır ki, hangisinin
hangisi olduğunu vasat derecesindeki tarih bilgisiyle anlamak neredeyse
imkansızdır. Bunun yanına bir de adına “popüler tarihçilik” denilen bir uydurma
alan daha ekleyince, seyreylemeye başladık tarihin tozlu sayfalarındaki
gümbürtüyü...
Sahi...
İlkokul sıralarından üniversite kürsülerine gelene kadar
tarihimizi ve dünya tarihini ne ölçüde verebiliyoruz genç dimağlara? Bilmem
hangi savaşın hangi tarihte yapıldığı kadar hangi ruhla yapıldığına da
değinebildik mi? Bilmem hangi hükümdarın tahta geçtiği yılı, ayı hatta günü
verirken; o hükümdarın beyin fırtınalarından bugünlere dersler çıkarabildik mi?
Bilmem hangi antlaşmanın maddelerini noktası, virgülüne ezberletirken etkisini,
sebebini, nihayetini analiz edebildik mi?
Bu sorular uzar gider ama cevabı büyük bir çoğunlukla
“hayır” olur...