Milli ve Mahalli Tarih


MİLLİ VE MAHALLİ TARİH

Yıllardır tartıştığımız, son çeyrek asıra kadar ise aklımızdan bile geçirmeye korktuğumuz bir tarih gerçekliği vardır; resmi tarih – gerçek tarih!
Bu ikisi birbirine öylesine karışmıştır ki, hangisinin hangisi olduğunu vasat derecesindeki tarih bilgisiyle anlamak neredeyse imkansızdır. Bunun yanına bir de adına “popüler tarihçilik” denilen bir uydurma alan daha ekleyince, seyreylemeye başladık tarihin tozlu sayfalarındaki gümbürtüyü...
Sahi...
İlkokul sıralarından üniversite kürsülerine gelene kadar tarihimizi ve dünya tarihini ne ölçüde verebiliyoruz genç dimağlara? Bilmem hangi savaşın hangi tarihte yapıldığı kadar hangi ruhla yapıldığına da değinebildik mi? Bilmem hangi hükümdarın tahta geçtiği yılı, ayı hatta günü verirken; o hükümdarın beyin fırtınalarından bugünlere dersler çıkarabildik mi? Bilmem hangi antlaşmanın maddelerini noktası, virgülüne ezberletirken etkisini, sebebini, nihayetini analiz edebildik mi?
Bu sorular uzar gider ama cevabı büyük bir çoğunlukla “hayır” olur...

Kocasının İsmini Hatırlayamadı!


KOCASININ İSMİNİ HATIRLAYAMADI


Yıl; Milli Mücadele Yılı...
Aylardan Hazan,
Günlerden kara haber!
Daday Askerlik Şubesi önü mahşeri bir kalabalığı ağırlıyor...
Oğullarının, babalarının, eşlerinin, kardeşlerinin akıbetini öğrenmek, cephedeki yakınlarından bir haber alabilmek için doldurmuştu Daday ahalisi şube binası önünü...
O gün Çanakkale Cephesinde şehadet şerbetini içenlerin listesi Daday Askerlik Şubesine ulaşmıştı. Halka şehitler ilan edilecekti.
Bolatlar Köyünden Cemile Hanım da askerdeki eşinden bir haber alabilmek için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yola çıkmış ve yüzlerce kişinin doldurduğu alanın bir köşesinde beklemeye koyulmuştu.

Kayıp Tarihimizi Bulduk


KAYIP TARİHİMİZİ BULDUK!


Geçtiğimiz Çarşamba gecesi, TRT – 1 kanalına kilitlendim.

Pelin Çift’in Gündem Ötesi programının bir saniyesini dahi kaçırmamak için, programın başlamasına bir saat kala kumandayı prangaya vurup kanalı TRT-1’e kilitledim...
Program konuğu tanıdık bir yüzdü çünkü...
Tanıdık, takdire şayan ve gıpta edilesi...
Kastamonu’da doğmuş, çocukluk ve gençlik yıllarını bu şehirde geçirmiş. Bu şehirde okumuş ilk, orta ve liseyi...
Sonra Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ...
ODTÜ’yü üniversite ikincisi olarak yüksek şerefle bitirince, dünyanın en prestijli burslarından Fulbright bursuyla Amerika’nın yolunu tutmuş...

İbn-i Sina ve Hipokrat


İBN-İ SİNA VE HİPOKRAT

Hipokrat; tıbbın babası olarak bilinir! M.Ö. 460’da doğmuştur. Eflatun, Hipokrat’ın para karşılığında hekimlik dersi verdiğini söyler.

Tarihi kitaplarımız Hipokrat’ı övmek için birbiriyle yarışır... Ve tıb ilmi “Hipokrat yemini” ile adını hem ölümsüzleştirir hem de mit haline getirir.

Hipokrat yemininde Asklepios adına yemin edilir! Kimdir bu Asklepios; TIP TANRISI!!!

Zat-ı muhteremler (!) yemini Hipokrat adını vererek ve Tıp Tanrısı adına yaparlar ama asırlar boyunca başucu kitapları İbn-i Sina’nın el-Kânûn fit-Tıb (Tıp Kanunu) eseri olur!

Davan Filistin İse...


DAVAN FİLİSTİN İSE SONUN ÖLÜMDÜR!

Geçtiğimiz hafta Nuri Paşa’nın farkına varalım demiştik!
Gelin şu sabotaj olayına dikkat çekelim bugün de...
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk özel savunma sanayicisi Nuri Paşa, nın fabrikası ilk başlarda yan ürünler imal ederken, zaman içinde silah üretimine de başlamıştı.
Önceleri pek dikkat çekmeyen, hevesli ama amatör ve mühendislik bilgisinden mahrum bir maceraperestin hayali olarak görülüyordu...
Yıllar geçtikte hayal gerçeğe dönüştü.

Boş Tabut


BOŞ TABUT

Kutül Amare gündeme getirilince Halil Kut Paşamız aklımıza gelmişti...
BAE Dışişleri Bakanı vesilesiyle Fahreddin Paşamızı sahiplendik!
Gelin bugün de diğer bir kahramanımızı ya edelim... Birilerinin iftirasını beklemeden, birilerinin gündeme getirmesinin yolunu gözlemeden...
Nuri Paşa...
Enver Paşa’nın kardeşi, Halil Kut Paşa’nın yeğeni...

Üniversitenin Gurur Günü

ÜNİVERSİTENİN GURUR GÜNÜ

Geçtiğimiz gün bir basın toplantısı düzenledi Kastamonu Üniversitesi…
Rektör Prof. Dr. Seyit Aydın; kurmay heyetini yanına alarak çıktı basının karşısına…
Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ali Rafet Özkan ve Prof. Dr. Sezgin Ayan bir tarafında… Genel Sekreter Ömer Küçük ve MYO Müdürü Doç. Dr. Hasbi Yaprak diğer tarafında…
Ve projeksiyon yanında iki isim daha; Sivil Havacılık Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zekeriya Yerlikaya ile Öğretim Görevlisi Fuat Kartal…

Zalim Tek, Mazlum Paramparça!

ZALİM TEK, MAZLUM PARAMPARÇA!

Yer : Filistin, Gazze…
İsrail terör devleti masum anaların, masum çocukların, masum yaşlıların, masum erkeklerin üzerine kan kusmakta… Hem de yarım asır önce işgal ettiği topraklar üzerinde… Hem de o toprakların asli sahiplerine!
Yüzsüz, acımasız, riyakar, menfaatçi, sömürgeci, bencil medeniyetin ortaya koyduğu sözde insan haklarını bile hiçe sayarak kin, kan, can kusmakta!

Çalımı Kim Yedi?

ÇALIMI KİM YEDİ?
Yerimizin ve yenimizin darlığı, on küsur senedir kalemimizi siyaset meydanına hep seyirci kılmıştı…
Aslında hala da öyle…
Amma velakin…
Kastamonu kimliğinin onuru, haysiyeti söz konusu olunca, zülfiyare dokunmadan edemiyor memleket sevdalısı klavye…
Malumunuzdur…
Dünyanın incisi, ülkemizin gözbebeği İstanbul’un 39 ilçesinden bir tanesinin Belediye Başkan adaylarından bir tanesi Kastamonu kimliği taşıyordu!
“Du” diyorum…

ULU HAKAN

ULU HAKAN

Onun hakkında çok konuşuldu…Kimisi Kızıl Sultan dedi;Kimisi Ulu Hakan…Kimisi yerden yere vururken bin bir türlü iftirayı da boca ederken aziz hatırası üzerine…Kimisi de methiyeler düzdü, penceresini bir kez dahi aralamadan!İktidarının üzerinden bir asır geçmesine rağmen hala onun öngörüsüne, siyasi dehasına, icraatlarına yetişebilen bir liderin çıkamaması bile değerini en güzel misal değil midir?!Dört bir taraftan aç kurtların iştaha ile üzerine saldırdığı bir avı iktidarı boyunca ayakta tutan son asrın en büyük dehasıydı O…